DEM Parti Mersin İl Başkanlığı tarafından kentte düzenlenen mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tulay Hatimoğulları, yaşamını yitiren sanatçı Kadir İnanır'ı anarak ailesine, sanat camiasına ve sevenlerine başsağlığı diledi. Terörsüz Türkiye süreciyle birlikte ülkede tarihi bir süreç başladığını ifade eden Hatimoğulları, “Beklenen kök yasa, çerçeve yasa hâlâ parlamentoya gelmiş değil. O bayramdan önce, bu bayramdan sonra derken Meclis temmuz ayında bir yasama dönemini kapatmak üzere ve hâlâ bu yasa gelmiş değil. Bu yasayı Kürt halkı, Türkiye halkları olarak, Türkiye'nin bütün demokrasi güçleri olarak hep birlikte bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

“İPE UN SERMEYİN”
Çerçeve yasaya ilişkin iktidara çağrıda bulunan Hatimoğulları, “Kürt sorunu sadece bir yasaya sığdırılarak, tabii ki çözülmez. Bunun farkındayız. Ama bu yasayı neden bu kadar önemsedik? Neden her mikrofonu elimize aldığımızda, neden her toplantıda ve konuşmamızda bu çerçeve yasayı gündem ettik biliyor musunuz? Çünkü bu yasa çıkarsa bu kök yasa başka yasalar için bir zemin hazırlayacak. Bunu umut ediyoruz. Ve ilk kez Kürt sorunu yasal ve hukuki zeminde konuşulmuş olacak. Bir yasayla, bir metinle, bir hukuki metinle işlenmiş olacak. Bu çok değerli, çok kıymetli. Bu bakımdan bu çerçeve yasa için şunu söylüyoruz. İktidardan doğru taslağın geleceğine dair açıklamalar yapıldı. Bu açıklamaların akabinde ‘yetiştiremedik, ne yapalım şimdi de kalsın, gelecek yasama dönemine yani ekime kalsın’ denmesini umut ediyoruz. Bu yasa çıkmazsa ya da yine geciktirilmesi hedeflenirse bilinmelidir ki ipe un serme hali devam ediyor. Ve bizler bunu asla ve asla kabul etmeyiz. Barış talebi sadece Kürt'ün talebi değildir. Barış sadece Kürt'ün işine yaramayacak; en başta Türk halkının ve diğer bütün halkların hayatını kolaylaştıracak, demokrasinin önünü açacaktır. Bu barış süreci bu anlamda yol açıcıdır. Bu bakımdan bütün Türkiye halkları olarak Kürt halkıyla dayanışma içinde, bütün demokrasi güçleri olarak hep beraber barışı haykıralım.” dedi.

“ANKARA'NIN GÖBEĞİNDE AÇLIK GREVİNDELER”
Konuşmasında ekonomik kriz ve toplumsal sorunlara dikkat çeken Hatimoğulları, “Türkiye'deki işçi kardeşlerime, emekçilere, tarım işçisine, esnafa, emekliye, geçinemeyen, barınamayan, faturasını ve kirasını ödeyemeyen kardeşlerime seslenmek istiyorum. Bugün Türkiye'de 50 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Çukurova'nın toprağı bereketlidir. Sebzesi, meyvesi, narenciyesi, biberi, maydanozu, domatesi, salatalığı üreten bir merkezdir. Ama buna rağmen Çukurova aç. Çukurovalıların evine sebze ve meyve girmiyor. Bir süre önce Adana’da hal yönetimini ziyaret ettik, pazarı gezdik. Orada gördük ki üretimin merkezinde kadınlar hal kapılarında ezilmiş sebze ve meyveleri almak için bekliyor, çocuklarına götürmeye çalışıyorlar. Bu tablo çok çarpıcıdır. Biz barışı savunurken özellikle emekçi ve yoksul kardeşlerimiz şunu bilmelidir: Savaşa ve özel harp politikalarına ayrılan bütçenin barışa, işe ve ekmeğe ayrılmasını istiyoruz. Barışı hep birlikte, kardeşlik ve geçim hakkı için savunmalıyız. Sevgili gençler, sizler bu ülkenin geleceğisiniz. Ancak gençlerin en mutsuz olduğu ülkelerden biri Türkiye. Gençler kendini özgür hissetmiyor, gelecek kaygısı yaşıyor. Öğretmenler atanamıyor, birçok eğitim emekçisi Ankara’da açlık grevleriyle sesini duyurmaya çalışıyor. Buradan direnen tüm öğretmenlere selam gönderiyoruz. Direnişlerini destekliyoruz. Ayrıca doğa savunucuları ve ekoloji mücadelesi yürütenler de barışın en önemli öznesidir. Mersin’de yıllardır nükleer santrale karşı mücadele sürüyor. Akdeniz’in tamamı bu riskle karşı karşıya. Biz ‘nükleere hayır’ diyoruz ve bu bütçelerin barış politikalarına ayrılmasını talep ediyoruz.” dedi.

“BARIŞ DEMEK, BARIŞI ÖRGÜTLEMEK DEMEKTİR”
Savaşta en büyük acıları kadınların çektiğinin altını çizen Hatimoğulları, “Bunun en önemli örneğini miting alanımızda en ön saflarda duran bedel ödemiş kadınlar çok iyi bilir. Onlar biliyor; savaş göç demektir, savaş açlık demektir, savaş taciz ve tecavüz demektir, savaş yokluk ve yoksunluk demektir. Kadınlar savaşa karşı barışın en önemli sembolü ve mücadelesinin öznesidir. Barışın ve demokratik toplumun inşasında Alevi canlarımızın önemli bir rolü olduğunu biliyoruz. Bu süreçte en büyük kaygıyı sizlerin duyduğunu da görüyoruz. ‘Bu iktidara güven olmaz’ gibi eleştirilerinizi biliyoruz; bunlar bizim için uyarı ve ikazdır. Buradan Alevi canlarımıza sesleniyorum; hepimiz rahat olalım. Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısında Alevilerin demokratik bir cumhuriyetin inşasındaki rolüne ilişkin önemli belirlemeler vardır. Bu topraklarda eşit yurttaşlık için yıllardır bedel ödeyen Alevilerle Kürtlerin kaderi ortaktır. Eşit yurttaşlık dediğimizde yalnızca Aleviler ve Kürtler değil; Ermeniler, Romanlar, Araplar ve tüm farklı halklar ve inançların bu ülkede eşit haklara sahip olmasını kastediyoruz. DEM Parti olarak bu talepleri savunuyoruz ve hiçbirinden geri adım atmayacağız. Demokratik cumhuriyetin inşası için ortak mücadele önemlidir. Biz bu mücadelenin önünü açacağız ve demokratik cumhuriyeti hep birlikte inşa edeceğiz. Demokratik bir sürecin sağlıklı yürütülebilmesi için Öcalan'ın özgür olması büyük bir önem taşımaktadır. Kayyım uygulamalarına derhal son verilmeli, seçilmiş belediye başkanlarımız görevlerine iade edilmelidir. CHP üzerindeki siyasi operasyonlar derhal durdurulmalıdır. Kürt sorunu çözülmeden demokratik cumhuriyetin önündeki engeller kaldırılamaz. Eğer bugün bir masadaysak, bu Kürt halkının yüzyıllık mücadelesinin sonucudur. Bu süreç barışla taçlanmalıdır. Ancak barış bize altın tepside sunulmayacak; mücadeleyle kazanılacaktır. Barış demek, barışı örgütlemek demektir. Bizler de barışı örgütlemeye kararlılıkla devam edeceğiz.”
