RİFAT KARADUMAN (*)

Tarihe bakmak, onu yaşatmak demektir. Önce bireysel arşivler oluşturulur, sonra kent arşivleri. Amaç, geçmişi geleceğe aktarmaktır.

Derler ki; Mısır’da bir karar alınır ve herkes bulduğu kamışa ya da kâğıda gördüğünü, duyduğunu yazmaya başlar. Zamanla meşhur Mısır kütüphaneleri ortaya çıkar. Napolyon’un askerleri Mısır’a gittiğinde bu kitaplarla karşılaşır. Dönüşte bu eserlerin önemli bir kısmı Avrupa’ya taşınır. İşte Mısır tarihi, işte uygarlık… Bu birikim Fransız kültürünü de etkiler.

Yazarımız Rifat Karaduman da babası Hacı Ali Karaduman’ın kalaycı körüğünü, kıyıda köşede kalmış bakır kazanları ve bakır sahanları günümüze taşıdı. Bir yandan öğretmenlik yaparken, diğer yandan geçmişe dair bulduğu her şeyi bir kenara koyup korumaya çalıştı. Bunlara sahip çıkacak bir yapı oluşturmak amacıyla Taşeli Kültür ve Sanat Derneği’ni kurdu. Ancak hedefinde bir vakıf kurmak vardı.

Dostlarıyla birlikte yola çıktı. Emek İş Hanı’ndaki dükkânlar bağışlandı. Yeterli sermaye oluşmasına rağmen vakıf kuruluş belgesi bir türlü çıkmadı. Dernek Başkanı olarak çalışmalarını sürdürürken, kentte oluşan Kent Konseyi’nin başkanı olarak da kent arşivi ve kültür çalışmalarına devam etti. Bir yandan da Kızılay Şube Başkanlığı görevini üstlendi.

Gün geldi, vakıf senedi onaylandı. Artık Taşeli Kültür ve Sanat Vakfı vardı. Vakıf odalarında sergi salonları, kitaplıklar oluşturuldu. Gelen bağışlarla vakıf her geçen gün gelişmeye devam etti.

İşte “Bir Ömür Böyle Geçti” kitabı, onun çocukluk anılarından günümüze uzanan yaşam öyküsünün adeta bir belgeseli gibi akıp gidiyor.

Pazar Karşı Mahallesi’nde, Tekir Ambarı’nda, Kale’de ve çarşıda geçen yaşam mücadelesi… Hızarda sandık çakmakla başlayan para kazanma serüveni ve emeğinin karşılığını görmenin sevinci… Yaylada kalaycı dükkânında babasına yardım etmesi, körük çekmesi…

1970’li ve 1980’li yıllar siyasetin hareketli olduğu dönemlerdi. Ülkücü bir çevrede başlayan gençlik yılları… Mersin Öğretmen Okulu yılları… Ardından öğretmenlik mesleği. Afyon’da geçen öğretmenlik yılları ve burada edinilen dostluklar. Eşi Seyhan Karaduman ile evlenmesi, çocuklarıyla geçen yaşamı… Seka İlkokulu’ndaki izcilik çalışmaları…

Daha sonra yurt dışında öğretmenlik yapması. Dünya görüşünün şekillenmeye başladığı yıllar… Yaşadığı kavgalı dönemlerin etkisinden uzaklaşarak her insana sevgiyle bakmayı öğrenmesi… Dershane yıllarında öğrencileriyle iç içe süren bir yaşam…

Siyaset tarihinde 1906 İttihat ve Terakki anlayışı önemli bir dönüm noktasıdır. Rifat Karaduman da o dönemdeki birliktelik ruhunu yakalıyor. Çünkü o birliktelik, Cumhuriyet değerlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştı. Bugün de oradan aldığı yol haritasıyla Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmayı amaçlıyor. Parlamenter sistemi yeniden hayata geçirmek için verilen mücadelenin içinde, siyaset üstü bir anlayışla yer alıyor. Çevreye bakışı, doğaya bakışı, kent kültürüne yaklaşımı ve geçmişten geleceğe uzanan köprüde kendisini bu çalışmaların içinde bulması, onun en büyük çalışma alanını oluşturuyor.

“Bir Ömür Böyle Geçti” adlı anıları okurken bu yaşamı daha iyi anlıyoruz.

Orman içinde, kente 10 kilometre uzaklıktaki evinden her gün vakfa gitmek… Etkinliklere katılmak… Kent arşivine kazandırılan her yapıtı özenle yerine yerleştirmek… Onlara sahip çıkmak… Ziyarete gelenlerin hizmetine sunmak… Yıllardır verilen mücadelenin emeklerini görmek…

İşte mutluluğun resmi bu olmalı.

Aşık Veysel’in dediği gibi:

“İki kapılı handa

Gidiyorum gündüz gece…”

Nereye gidiyoruz?

Sırlar âlemine.

Niçin gündüz gece gidiyoruz?

Menzile yetişmek için.

Menziline sağlıklı ve huzurlu günlerle ulaşması, hayalini kurduğu kent belleği, müze ve kütüphanelerin emin ellerde büyüyerek yoluna devam etmesi dileğiyle…

Silifke’nin ve Taşeli kültürünün yaşam bulması temennisiyle, “Bir Ömür Böyle Geçti” kitabının bol okuyucuya ulaşmasını diliyorum.