DOLAR 32,5035 % 0.13
EURO 34,8768 % 0.29
STERLIN 40,7220 % 0.46
FRANG 35,7473 % 0.32
ALTIN 2.476,03 % 0,56
BITCOIN 2.019.079 -3.926
reklam

“Halk kendi geleceğine kendisi karar vermeli!”

Belediyeleri, halkın yönetimi ve denetiminden uzaklaştırmanın yanı sıra kapısından girilemeyen yerler haline getirilmek istendiğini söyleyen Göksoy, “Şehrimize ve geleceğimize sahip çıkıyoruz. Platformumuz bu bilinçle hareket ederek şehrin geleceğine müdahil olmak ve yeniden kurmak üzere geçmiş bütün seçim tecrübelerinden de yola çıkara yerel seçimlerin tarafıdır” açıklamasında bulundu.

Yayınlanma Tarihi : Google News
“Halk kendi geleceğine kendisi karar vermeli!”

Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde toplanarak, 31 Mart 2024’te gerçekleşecek olan yerel seçimlerle ilgili basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı platform adına DİSK Genel İş Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy okudu. Emekten ve halktan yana bir yerel yönetim istediklerini belirten Göksoy, “Şeffaf yönetim, şeffaf bütçe ve harcamalar halka açık olmalı” dedi.

 

GÜVENİLİR BİR KENT KURULMALI

Açıklamanın tamamı şu şekilde: “Eğer mesele sadece yol, kaldırım yapmak, kanalizasyon döşemek, içme suyu sağlamak olsaydı belki belediyeler bu kadar önemli olmayabilirdi.

Fakat ulaşımdan trafik sorunlarına, büyüme ve sanayileşmenin sonucu olarak karşımıza çıkan çevre sorunlarından ekolojik yıkıma, gittikçe güvensizleşen şehir yaşamından kadınlara çocuklara, dezavantajlı gruplara kadar yaşanılabilir güvenli bir kent hayatı oluşturmaya, işçisinden emekçisine sanatın, kültürün ve sosyal yaşamın paraya tahvil edilmeden ulaşılabilir hale getirilmesine kadar belediyeler bu saydıklarımızın yanı sıra başkaca görevleri de yerine getirmek zorundalar.

 

ŞEHRİMİZE VE GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ

Hal böyle olunca yerel seçimler pek çok nedenle dünden daha da önem kazanmıştır. Bu nedenleri sıralayacak olursak: Birincisi; Yerel yönetimler halkın kendini yönetmesine örnek olacak kurumlardır. Belediyeleri, halkın yönetimi ve denetiminden uzaklaştırmanın yanı sıra kapısından girilemeyen yerler haline getirilmek isteniyor.

İkincisi; Belediyeler, imar planları – imar afları, rezerv alan düzenlemesi, TOKİ-emlak konut projeleri, vs üzerinden oluşturduğu rant alanlarını yandaş müteahhitlere dağıtmanın aracı haline getiriliyor.  Kentleri depreme dirençli hale getirmek yerine ranta ve talana açmanın hesabı yapılıyor.

Üçüncüsü; Çocuklar için kreş, kadınlar için alanlar, yaşlı bakım vs tüm hizmetleri özelleştirerek ticaretin aracı haline getiriliyor. Yetmiyor halkın hizmet alacağı tüm alanları ya ticarileştiriliyor ya da taşeronlaştırılarak özelleştiriliyor.

Dördüncüsü; İktidar ülkenin genelini enerji, sanayi ve maden sahası olarak görmektedir. Bir yanda Nükleer santraller , diğer yanda termik santrallerden,Hes’lere, çimento fabrikalarına, liman genişlemesi projesine, polipropilen fabrikasından, taş ocaklarına, tarım alanlarının imara açılmasına kadar yoğunlaşan betonlaşma ile nefes alacak tüm alanları ranta ve kara tahvil ediyor. Ülkenin değerleri ve zenginlikleri yabancı şirketlere peşkeş çekiliyor.

Beşincisi;  tüm bunları yapmak için valisinden kaymakamına, emniyetinden jandarmasına ve en önemlisi de belediye başkanına kadar kendisine bağlı bir idare oluşturmak isteniliyor.

Altıncısı; ve daha da önemlisi, 12 Eylül anayasasının üçte birini değiştiren tek adam iktidarı şimdi yeni bir anayasa yaparak gerici ve faşist rejimin inşaası için yazacağı Anayasaya, yerel seçimlerde aldığı oyları ve belediyeleri dayanak yapmak istiyor. Eğer yerel seçimlerden birkaç büyükşehir ve bugüne kadar almadığı il, ilçe belediyesi alarak çıkarsa halk bize bu yetkiyi verdi diyerek, 12 Eylül anayasasını aratacak bir Anayasayı halkın önüne koyacaktır.

Bu nedenle Emek Demokrasi Platformu, sadece başkanı değil dayatılan yönetim anlayışını değiştirmeyi önüne görev olarak koymaktadır.

İlk iş de bu saldırı politikalarına birlikte karşı koymak olacaktır.

Yerel seçimler bu saldırı politikalarını engellemenin yanı sıra birleşik bir güç olarak davranmanın da aracı olacaktır. Bu güç kentleri ranta ve talana açan politikalara karşı hem bir cephe hem de kayyumlar ve kayyum düzenine karşı bir halk savunması olacaktır.

Şehrimize ve geleceğimize sahip çıkıyoruz. Platformumuz bu bilinçle hareket ederek şehrin geleceğine müdahil olmak ve yeniden kurmak üzere geçmiş bütün seçim tecrübelerinden de yola çıkara yerel seçimlerin tarafıdır.

 

NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?

Nereye ne yapılacak, bütçe nasıl planlanacak, hangi hizmet için hangi sıralama ile iş yapılacak ve harcama yapılacak. Kaynaklar kimin hizmeti için ayrılacak. Şeffaf yönetim, şeffaf bütçe ve harcamalar halka açık olmalı. Tüm bunlarda halkın katılımı, denetimi ve kararı olmalıdır. Yerel demokrasiyi geliştirmek, belediye yönetiminde halkın söz ve karar sahibi olmasını garantiye almanın bir aracı olarak mahalle ve sokak, emek meslek örgütleri, yöre dernekleri, çevre örgütleri, Kültür sanat ve spor kuruluşları, gençlik ve kadınların temsilcilerinden Halk Meclisleri kurulmalıdır.

Halk meclislerinin kararları, belediye meclislerince öncelikle gündeme alınıp karara bağlanmalıdır. Halk kendi geleceğine kendisi karar vermelidir.

Belediyeler şirket değildir; yerel kamusal hizmetlerin özelleştirilmesi, taşeronlaştırılması ve ticarileştirilmesi kabul edilemez. Kâr getirmediği için, belediyelerin sağlık, eğitim, ulaşım, beslenme, ısınma, konut, sosyal yardım ve kültür harcamaları kısıtlanmamalıdır.  Belediyeler, bu hizmetlerin halka nitelikli ve eşit bir şekilde ulaştırılması ve erişimi garantiye alınmalıdır.

Üretici ve tüketici kooperatifleri teşvik edilmelidir. Üreticilerin ürünlerinin karşılığını alması, tüketicilerin ise ihtiyaçlarını en ucuz ve kolay şekilde karşılaması, tüccar/rant belediyeciliğinin karşıtı olarak halkçı belediyecilik hayata geçirilmelidir.

Bu kapsamda sosyal hizmet ve yardımlar başta olmak üzere, halkın yaşam ve çalışmasını kolaylaştırarak geleceğini garanti altına alacak eğitim, sağlık, beslenme, ulaşım, kreş, gündüz bakım evi, yaşlı bakım evi gibi kamusal hizmetler belediyelerin başlıca faaliyet alanı olmalıdır.

‘Kentsel dönüşüm’ adı altında yandaş müteahhitlerin talan alanına çevrilen halkın barınma sorunu, –merkezi hükümetin yanı sıra– sosyal konut üreterek yerel yönetimler tarafından çözülmelidir.

Halkçı belediyecilik; çeşitli milliyetlerden halka hizmet ulaştırırken ana dilinden kaynaklı mağduriyet yaşanmasının önüne geçecek önlemler almalıdır.

AKP iktidarının Türkiye’yi bir parçası haline getirdiği emperyalistlerin savaş politikalarının mağduru olarak ülkemizde bulunan göçmenlerin barınma, istihdam, sağlık, eğitim, beslenme gibi sorunlarının çözümünde belediyeler de sorumluluk üstlenmelidir.

Kadının tam hak eşitliğinin sağlanması için yerel yönetimlerde söz ve yetki sahibi olması, tüm karar alma ve denetleme mekanizmalarında varlığı garanti altına alınmalıdır.

Cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri tanınarak toplumsal dışlamaya ve şiddete karşı gerekli önlemler alınmalıdır.

Gençlerin sosyal, eğitsel, kültürel gelişmesinde ve sosyal alanda temsiliyeti için gençlik merkezleri kurmalı işsizlik, uyuşturucu bağımlılığı ve mafya çetelerinin cenderesinde olan gençlerimize meslek edindirme kursları, spor ve sağlık merkezleri, kültürel ve sanatsal gelişim olanakları sağlanmalıdır.

Öğrencilerin tarikat ve cemaatlerin eline bırakılmaması için;  Üniversite gençliğinin barınma sorunlarının ortadan kaldırılması için yurtlar açılmalıdır. Üniversite ve Liseye geçiş sınavları için hazırlık ve kurs merkezleri açılmalı ve sayıları arttırılmalıdır.

Kentleri sermaye için cennete, halk için cehenneme çeviren ekolojik talana ve tahribata yol açan tüm uygulamalar durdurulmalıdır.

Taşeron ve güvencesiz işçi çalıştırmamalı, işçi sağlığı ve iş güvencesine önem vermelidir.

Belediyede çalışan işçi, emekçilerin demokratik şekilde yönetime katılabilecekleri kanallar açılmalı, insanca çalışma ve insanca yaşama  koşulları kapsamında ekonomik, sosyal, özlük hakları artırılarak korunmalıdır.  Ücretleri yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmalıdır.

Tohumdan gübreye kadar üreticiyi yabancı tarım tekellerine bağımlı hale getirerek, her gün biraz daha fazla sefalete mahkûm eden merkezi düzenlemelere karşı, yerel üretimi ve üretici desteklenmelidir.

Platformumuz yerel yönetimlerin çalışmalarının bu program çerçevesinde yapılıp yapılmadığını 6 aylık periyodlarla değerlendirerek raporunu da kamuoyuyla paylaşacaktır. Tüm bu talep ve önerilerin takipçisi olacağımızı, uygulandığında destekçisi, aksi takdirde karşısında ve eleştirel bakış açısıyla hareket edeceğimizi ifade ediyoruz.” (Haber Merkezi)

reklam