Bir kediye sürekli hazır mama verirseniz, avlanmak için harcadığı çabayı zamanla azaltabilir. Her ihtiyacını sizin karşıladığınız bir canlı, kendi imkânlarıyla hayatta kalma becerilerini geliştirme fırsatını kaybedebilir.
Peki ya biz insanlar?
Çocuklarımıza, gençlerimize ve hatta yetişkin evlatlarımıza iyilik yaptığımızı düşünürken onların kendi ayakları üzerinde durma becerilerini köreltiyor olabilir miyiz?
Bazen sevgiyle yaptığımız şeyler, farkında olmadan gelecekteki en büyük engellerine dönüşebilir.
Çocuğuna kıyamayan, geleceğine kıyabilir mi?
Sabah çocuğunun ayakkabı bağcıklarını bağlayan bir anne düşünün. Çocuğu yorulmasın, uğraşmasın, üzülmesin istiyor. Çantasını hazırlıyor, odasını topluyor, ödevlerini kontrol ediyor, karşılaşabileceği her sorunu önceden çözüyor.
Bunların her biri tek başına bir sevgi göstergesi olabilir. Ancak çocuk kendi başına yapabileceği işleri bile sürekli başkasına yaptırarak büyüyorsa burada düşünmemiz gereken bir mesele var.
Çocuk ayakkabı bağlamayı öğrenemiyor değil; belki de öğrenmek için yeterince fırsat bulamıyor.
Düşe kalka öğrenmesi gereken şeyleri onun yerine yapıyoruz. Hata yapmasın diye müdahale ediyor, üzülmesin diye önüne çıkan engelleri kaldırıyor, başarısız olmasın diye bütün yolları hazırlıyoruz.
Sonra bir gün büyüdüğünde ondan sorumluluk almasını, karar vermesini, mücadele etmesini ve güçlü durmasını bekliyoruz.
Oysa sormamız gereken soru şu:
Biz ona güçlü olmayı mı öğrettik, yoksa hep birilerinin onu koruyacağına inanmayı mı?
Hayat, anne babanın uzattığı el kadar kolay değil
Çocuklukta öğrenilmeyen sorumluluklar, yetişkinlikte daha ağır sorunlara dönüşebilir.
Kendi çantasını hazırlamayan çocuk, ileride kendi işlerini organize etmekte zorlanabilir. Küçük bir problemde hemen ailesine koşan genç, büyük bir sorunla karşılaştığında ne yapacağını bilemeyebilir. Her kararı ailesi tarafından verilen bir yetişkin, kendi hayatının sorumluluğunu almaktan çekinebilir.
Elbette her çocuk aynı değildir. Her gencin gelişimi, ihtiyaçları ve öğrenme hızı farklıdır. Ancak bir gerçek var: İnsan, sorumluluk alarak sorumluluk sahibi olmayı; deneyerek karar vermeyi; hatalarından ders çıkararak gelişmeyi öğrenir.
Çocuğumuzun ödevini onun yerine yapmak, o gün onu rahatlatabilir. Fakat ona planlama becerisi kazandırmak, hayatı boyunca işine yarayabilir.
Her tartışmasında onun yerine konuşmak, o an onu koruyabilir. Fakat kendini ifade etmeyi öğretmek, gelecekte kendi hakkını savunmasını sağlayabilir.
Her düştüğünde onu yerden kaldırmak elbette sevgidir. Ancak bazen, güvenli bir ortamda kendi başına ayağa kalkmasını beklemek de sevgidir.
Gençler: Konfor alanından çıkmadan gelişmek mümkün mü?
Bugün gençlerin karşısındaki en büyük sınavlardan biri yalnızca ekonomik zorluklar veya iş bulma meselesi değildir. Aynı zamanda belirsizlikle baş edebilmek, sabretmek, mücadele etmek ve başarısızlık karşısında yeniden başlayabilmektir.
Bazı gençler en küçük kararlarında bile ailesinin onayını bekliyor. Üniversite tercihini, iş seçimini, günlük harcamalarını, hatta kişisel ilişkilerini bile ailesinin yönlendirmesiyle şekillendiriyor.
Ailelerin amacı çoğu zaman kötü değildir. Tecrübelerini aktarmak, çocuklarını korumak ve onların daha iyi bir hayat yaşamasını sağlamak isterler.
Fakat rehberlik etmekle hayatı yönetmek arasında büyük bir fark vardır.
Rehberlik eden aile yol gösterir; kontrol eden aile ise yolu da yürüyüşü de evladının yerine üstlenir.
Gençler hata yapabilir. Yanlış bir tercih yapabilir, parasını yanlış kullanabilir, bir işte başarısız olabilir. Önemli olan, bu hataların sonuçlarını anlamaları ve bir sonraki adımda daha bilinçli hareket etmeleridir.
Her hatayı önlemek, her zaman başarıyı artırmaz. Bazen hatadan öğrenme fırsatını da ortadan kaldırır.
Ailesine bağımlı yetişkinler: Yaş büyüyor, sorumluluk büyüyor mu?
Mesele yalnızca çocuklar ve gençlerle sınırlı değil.
Yaşı ilerlediği hâlde kendi bütçesini yönetemeyen, günlük sorumluluklarını sürekli ailesine bırakan, aldığı kararların sonuçlarını başkalarının üstlenmesini bekleyen yetişkinler de var.
Burada önemli bir ayrım yapmalıyız: Ekonomik şartlar, işsizlik, sağlık sorunları veya bakım ihtiyacı nedeniyle ailesinden destek alan herkes bağımlı ya da sorumsuz değildir. Aile dayanışması toplumumuzun en kıymetli değerlerinden biridir.
Ancak destek ile sürekli başkasının omuzlarında yaşamak aynı şey değildir.
Bir gence maddi destek vermek başka, onun hiçbir zaman bütçe yapmayı öğrenmesine fırsat vermemek başkadır.
Evladının işini kaybettiğinde yanında olmak başka, onun yerine sürekli iş aramak ve bütün sorunlarını çözmek başkadır.
Aile, insanın sığınabileceği bir liman olmalıdır; hayatın bütün sorumluluklarından sonsuza kadar kaçabileceği bir yer değil.
Çünkü gerçek özgüven, her zaman birilerinin bizi kurtaracağını bilmekten değil, gerektiğinde kendi çözümümüzü üretebileceğimize inanmaktan doğar.
Sporun öğrettiği önemli bir ders
Bir spor salonu işletmecisi ve milli sporcu olarak şunu çok iyi biliyorum: Hiçbir sporcu yalnızca antrenörünün onun yerine çalışmasıyla gelişemez.
Antrenör tekniği gösterir, yanlışları düzeltir, yol haritası çizer. Fakat sporcunun ter dökmesi, yorulması, disiplin kazanması ve mücadele etmesi gerekir.
Antrenör, sporcusunun yerine yumruk atamaz. Onun yerine koşamaz. Onun yerine ringe çıkamaz.
Çünkü gelişim, başkasının yaptığı işin sonucunu izlemekle değil, o sürecin içinde emek vermekle gerçekleşir.
Hayat da böyledir.
Çocuklarımızı yalnızca başarılı olduklarında alkışlayarak değil, çabaladıklarında da destekleyerek yetiştirmeliyiz. Kaybettiklerinde onları küçümsememeli, kazandıklarında ise her şeyin kendiliğinden gerçekleştiğini düşünmelerine izin vermemeliyiz.
Onlara disiplin, sabır, öz güven ve sorumluluk kazandırmalıyız.
Amacımız çocuklarımızı hayattan korumak değil, hayatın karşısında güçlü durabilecek şekilde yetiştirmek olmalıdır.
Peki, aileler ne yapmalı?
Öncelikle çocuklarımıza yaşlarına ve gelişimlerine uygun sorumluluklar vermeliyiz.
* Küçük yaşlardan itibaren ayakkabılarını bağlamayı, çantasını hazırlamayı ve odasını toplamayı öğrenmesine fırsat tanımalıyız.
* Ödevlerini onun yerine yapmak yerine, kendi planını oluşturmasına yardımcı olmalıyız.
* Harçlığını yönetmeyi, ihtiyaçlarıyla isteklerini ayırt etmeyi öğretmeliyiz.
* Kendi düşüncesini ifade etmesine, seçim yapmasına ve seçimlerinin sonuçlarını anlamasına imkân vermeliyiz.
* Bir sorun yaşadığında hemen çözümü sunmak yerine, “Sence bunu nasıl çözebiliriz?” diye sormalıyız.
* Başarısız olduğunda onu utandırmak yerine, hatasından ne öğrendiğini konuşmalıyız.
* Yaşı ve koşulları elverdiğinde evin ortak sorumluluklarını paylaşmasını sağlamalıyız.
Bunları yaparken çocuğumuzu kendi hâline bırakmaktan söz etmiyorum. İhmal etmekle bağımsız yetiştirmek aynı şey değildir.
Çocuklarımızın yardıma ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmalı, ancak yapabilecekleri işleri sürekli onların yerine üstlenmemeliyiz.
Onlara güven vermeli, gerektiğinde sınır koymalı ve gelişmeleri için alan açmalıyız.
Son söz: İyiliğin ölçüsü, bugün ne kadar rahatlattığımız değil…
Bir kediyi beslemek elbette kötülük değildir. İnsanlar ve hayvanlar için bakım ve destek hayati önem taşıyabilir. Buradaki mesele, bir canlıya yardım etmek değil; yardım ederken onun kendi becerilerini geliştirmesine de imkân tanıyıp tanımadığımızdır.
Çocuklarımızı sevelim, koruyalım, destekleyelim. Fakat sevgimizi onların yerine hayatı yaşayarak göstermeyelim.
Çünkü bir gün bizim yanlarında olamayacağımız zamanlar gelecek. O gün geldiğinde onların kendi kararlarını verebilmelerini, sorunlarını çözebilmelerini ve düştüklerinde yeniden ayağa kalkabilmelerini isteyeceğiz.
Öyleyse bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:
Çocuğumuzun önündeki her engeli kaldırarak mı ona iyilik ediyoruz, yoksa o engelleri aşabilecek gücü kazanmasına yardım ederek mi?
Unutmayalım ki çocuklarımıza bırakabileceğimiz en büyük miras, onlar adına çözdüğümüz sorunların sayısı değil; biz yanlarında olmadığımızda kendi sorunlarını çözebilecek bilgi, cesaret ve karakterdir.
Sevgi, evladımızın bütün yüklerini ömür boyu taşımak değildir. Sevgi, bir gün kendi yükünü taşıyabilecek güce ulaşması için ona doğru zamanda sorumluluk vermektir.
